Ebeveyn Ehliyeti   


Şükür kavuşturana, Risk Budur geri döndü.
Geri dönmekten asla yılmayanların podcasti Risk Budur’a hoş geldin.
Teoman’ın müziği bırakıp yeniden başlaması neyse, Okan Bayülgen’in “seksi” bırakıp geri dönmesi ne hissettiriyorsa, Risk Budur’un da her yaz geri dönüşü odur. Siz sevgili Risk’e, Putin’in yarı çıplak ayıya bindiği gibi binen değerli dinleyicilerimiz…


Bu bölüm, yine kendimize yakışanı yapıp, sadece 20 lira farkla “Riski büyük seçim ister misiniz?” sorusuna — hem de ne biçim, üfff! — cevabını vererek, anamızı, babamızı ve toplumsal kabulleri karşımıza alıyoruz. El ele nankör, hain evlat olma ayini!


“Madem bakamayacaksın o zaman doğurmasaydın, hayvan kadın” şeklinde anamıza babamıza bastırılmış öfkemizi kustuğumuz, ergen odası gibi kokan bir içerik bizi bekliyor ve bittiğinde eminim hepimiz pırıl pırıl olacağız.


Anaya, babaya bastırılmış saf öfke kustuğumuz, katarsis şelalelerinde yıkandığımız yekpare bir günah gecesi olmaya aday bu bölümde (yekpare mi?), keşke sadece bu şekilde eğlenseydik ama maalesef utanmadan bir de sonunda didaktik didaktik, erdemli gibi, olgun gibi size mesajlar da verip ahkâm keseceğim. “Ahkâm dinlemediğimiz bir sen kalmıştın, sen de gel.”


Bölüme bileğine kadar yıkanmış, pırıl pırıl, nemli sağ ayaklarımızla giriyoruz! Ya HAK!
Yalnızca üreme organlarının verdiği yetkiye dayanarak çocuk sahibi olmaya son!

Artık bebek arabalarına ruhsat, anne babalara ehliyet zorunluluğu geliyor… Parklarda çevirmeler yapılacak… Ve evet — alkollü sevişerek bebek sahibi olduğu ortaya çıkan çiftin bebeğine 6 aylığına el kondu.

“Beyefendi, bebeğinizin yasal izni için eksik olan ‘niyet mektubunu’ da dosyanıza eklerseniz, bir iki hafta içinde başvurunuza kesin dönüş alacağınızı öngörüyorum.”


Ne oluyoruz? Nereye düştük a dostlar?
Artık bir saçmalığa son verme zamanı geldi de geçiyordu bile. Doğal seleksiyon hükümsüzdür. Her gün binlerce liyakatsiz ebeveyn aramızda elini kolunu sallayarak geziyor ve üreme organlarını oradan buraya gamsızca getirip götürmeye devam ediyorlar.

Risk Budur’dan dev hizmet!
Alo Liyakatsiz Ebeveyn Whatsapp İhbar Hattı!
Liyakatsiz ebeveynlerin defterini el birliğiyle dürüyoruz.

Ne oldu? Bir ferahlık şimdiden hissettik, değil mi?     

Size çok net bir şey söyleyeyim.
Önleyici sağlık tedbirleri hayat kurtarır. Sen de ebeveynini hemen şimdi ihbar et!

Haftalarca terapilerde hüngür şakırt ağlamaktansa, liyakatsiz ebeveynleri bu bölümde çarmıha geriyoruz.

“Gelin sizi bu lezzetli cadı avının başladığı yere götüreyim…”

Tom’a teşekkür edip telefonu kapattım. Akşamüstü altı civarıydı. Oda yapış yapış sıcaktı, klimam nefes almamı kolaylaştırmaya çabalıyordu, masamdaki soğuk su bardağı ince ince terliyordu.

Nasıl bir anda edebiyat şov dedik ama. Yaaa, adamı öyle hop diye kapıskalın bir romanın içine alır gibi ters kelepçeyle ekip otosuna bindirirler.

Ne güzel klozette tatlı tatlı reels kaydırıyordum; Çanak Okey oynarken yarım kulak bölümü dinliyorum — ne diye üstüme betimleme atıyorsun kardeşim? Betimlemeye meraklı olsak, altı aydır göz göze gelmemek için odamda yolumu değiştirdiğim 420 sayfa romana başlardım dediğinizi duyar gibiyim sevgili duyargalı dinleyenler.

Hiç ağlamak yok. Oyna. Devam. Burası Risk Budur — başınıza ne zaman ne geleceğinin garantisi yok. Beni bu öngörülemezlik yordu diyen varsa, el kaldırsın; sağda müsait bir yerde sizi tükürüyorum.

Odayı gördük ve hissettiysek, kalanlarla devam.
Bilgisayarımın ekranında Amatör Denizci Belgesi eğitim sistemi açık. Geri sayım bitmiş.

Ekranda koca harflerle:
Bölüm 11: Denizde Çatışmayı Önleme
KUVVETLE YÜRÜTÜLEN İKİ TEKNE ÇATIŞMA TEHLİKESİ OLABİLECEK ROTALARDA İLERLİYORSA…
yazıyor

Saçmalık, diye düşündüm bir yandan. Kafamda da hâlâ Tom’un söyledikleri dönüyor öbür yandan.

Yine 50 dakika anne babamın kapasitelerinden, verdikleri ve veremediklerinden konuştuk.

“Kardeşin doğduğunda, anne baban senin duygularınla nasıl başa çıkacaklarını pek de bilmiyorlardı. Ellerinden geleni yaptılar ama hissettiklerini bu yüzden anlamlandıramamış olabilirsin.”

Evet, Tom terapistimin adı. Ve ben terapiden bahsetmeyeli neredeyse 1,5 dakika geçti, hayret. Bu bir rekor olmalı. Bir veganın vegan olduğunu belirtmeden muhabbet edebilme rekoru olan 1 dakika 27 saniyeyi 3 saniye farkla geçerek rekor kırdım. Helal olsun.

“Duygularımla nasıl başa çıkacaklarını pek de bilmiyormuş.” Hmm.
Şaşırdık mı? Hayır. Kaçırdık mı keyif?
Sizi düşürdük mü zayıf?

Onlar o dönemde ellerinden geleni yaptılar. Ee, süpermiş.
Bu ara en sevdiğim kalıp bu. Wow, bitch.

Ben 4,5 metrelik göt içi kadar bir tekneyle denize açılmak istediğimde, 10 saatlik 33 bölümden oluşan online müfredatı Ulaştırma Bakanlığı burnuma dayamayı biliyor ama. Zorunlu Amatör Denizci Belgesi. Direksiyon başına geçtiğimde yolda durdurup ehliyet, ruhsat da soruyor. 

Ama anam babam: “Dur ya, hadi sıfırdan yeni bir insan yapalım kafamıza göre, gönül yolculuğu yapalım.” Gönül yolculuğu dediğinde o kilitli kapılar ardına kadar açılıyor. “Napıyoruz biz ki?” diye soran yok.

(Hakan Taşıyan’ın meşhur ses kaydı gelecek — “Ben çok doluyum, bir duygusallık var.”)

Peki, neden kimse toplumsal kuvvetle ezbere yürütülen iki denyo ebeveyn çarpışma tehlikesi olan rotalarda ilerliyorsa, ne yapılacağıyla ilgili herhangi bir müfredattan bahsetmiyor?

Bunun eğitimi, teorisi, pratiği, sınavı, müfredatı nerede kardeşim? Bunun online sınavını hangimizin ana babası geçti de kelimenin tam anlamıyla bizim yapımcılığımıza soyundu? Bu ne cüret.

Bu kadar büyük bir sorumluluk ve karar karşısında neden anne baba kadere kısmet, keyfi özgürlüğe terk ediliyor? Yazık, insan anne babaya da üzülüyor.
Dev bir okyanusta tek kollukla, yüzmeyi tam bilmeden çırpınan iyi niyetli çiftler… Ve bu sadece benim benzetmem değil; rakamlar da aynı tabloyu gösteriyor. Son yıllarda yapılan anketlerde ebeveynlerin çok büyük bir kısmı çocuk yetiştirirken hata yapmaktan, ‘mükemmel olamamaktan’ korktuğunu söylüyor. Amerikan Psikoloji Derneği raporlarında da ‘mükemmel ebeveyn’ olma baskısının kaygı ve tükenmişlik yarattığı, özellikle annelerin %60’tan fazlasının ‘yeterince iyi değilim’ duygusunu düzenli yaşadığı belirtiliyor.

Şükür ki imdada Good Enough Parenting — yani ‘yeterince iyi ebeveynlik’ can simidi yetişiyor. Donald Winnicott adında bir İngiliz çocuk doktoru ve psikanalist, sahil güvenlik botuyla gelip suda çırpınan çiftlerin üzerine bu kavramı atıyor. Diyor ki: Çocuğun bütün ihtiyaçlarını kusursuz karşılamana gerek yok; temel güveni, sevgiyi ve tutarlılığı sağla yeter. Çünkü çocuk ara sıra hayal kırıklığı, gecikme, küçük eksiklik yaşayacak — ve işte tam da bu deneyimler sayesinde büyüyüp, kendi kendine hayal kırıklığıyla baş etmeyi öğrenecek.

Ben hayatımda bu kadar tıbbi hissettirmeyen bir kavram daha duymadım. Damar damar üstüne binmiş teşhisinde bile az da olsa bir tıp var; içinde damar geçiyor. Adam çocuk doktoru ya, ödemeyi anne babadan alıyor tabii. Çocuk da nasıl olsa belli bir yaşa kadar anlamıyor, bizimkileri eyliyor: ‘Abi, senin oğlan aç değil, açıkta değil. Takma bu kadar kafaya ya, vallahi bak! Kafayı yersin biliyor musun bu kadar şey yapma. Sen elinden geleni yapıyorsun, ben şahidim.’

Hangi mesleğin önünde ‘yeterince iyi’ diye bir unvan var? Yeterince iyi doktorluk… Devlet hastanesinde gözden randevu alırken seçiyorsun: Yeterince İyi Doçent Doktor Faruk Talkutbeyoğlu. Ne yapıyor? Ameliyatın büyük bir kısmını yapıyor, son kısmı hastanın bağışıklık sistemine bırakıyor. ‘Vücudun da kendi kendine zorluklarla baş etmeyi öğrenmesi lazım.’

Yeterince İyi Pilot? Uçağın %70’ini piste indiriyor, geri kalan yolcuları kendi kaderine bırakıyor.

Yeterince İyi Seks İşçiliği? Hizmetin en yüksek yerinde işi yarıda bırakıyor: ‘Kalan %30’u sen kendin tamamlarsın. Hayatta her deneyimin mutlu sonla bitmediğini öğren.’

Var mı böyle bir lüks? Saçmalık. “Yeterince iyi kavramına yakışan tek meslek bana kalırsa ‘yeterince iyi tekel bayii’dir. Girdiğinde ‘dolaptan olmayan, ılık su var mı?’ diye soruyorsun; gözünü kitlendiği diziden ayırmadan, ağzında çekirdekle sadece kafasıyla bir yeri işaret ediyor. Sen gidip o bölgeyi araştırıp kendin suyu buluyorsun, parayı veriyorsun. O da konuşmadan alıp üstünü veriyor.

Sonuç? İşini yapıyor. Ama aynı zamanda seni de küçük eksikliklerle, gecikmelerle ve kendi kendine hayal kırıklığıyla başa çıkmaya hazırlıyor. O yüzden yeterince iyi tekel bayii olur. Kabul.”Belki de tüm bu öfke, ebeveynleri suçlayarak kendi sorumluluğumuzdan kaçmanın en tatlı yolu… Ve ben diyorum ki! İnsan hayatı ve psikolojisi liyakatsiz ellere ve üreme organlarının keyfine terk edilemez. Bu düzen değişecek! 

Çare: Ebeveyn Ehliyeti!

    Bir süre böyle öfkeli ve ütopik fikirlerin zihnimde dönmesinin beni keyiflendirdiğini fark edince, acaba benzer fikirleri kimler daha önce dillendirmiş diye de merak ettim. Kendime eğlenceli ütopyam için yancı aramaya başladım.

Filozof Hugh LaFollette, 1980 yılında kaleme aldığı ve hiçbirimizin tabii ki okumadığı o ünlü makalesinde:
“Madem tehlike potansiyeli yüksek ve beceri gerektiren her iş için lisans istiyoruz, o halde çocuk yetiştirmek için neden bir yeterlilik kontrolü aramıyoruz?” diye sormuş.

Ulan, ağzın bal yesin be delikanlı, adamsın LaFollette.

LaFollette’e göre ebeveynlik, başka insanların — yani çocukların — hayatını etkileme potansiyeli çok yüksek olan bir etkinliktir ve başarılı bir şekilde icra edilebilmesi için belli bir yetenek ve bilgi düzeyi gerektirir.

E biz ne dedik kardeşim? (Durduk yere gerginlik çıkaran o adam.)

Nasıl ki ehliyetsiz ve eğitimsiz bir sürücünün trafiğe çıkması toplum için risk oluşturuyorsa, hiçbir hazırlığı veya yeterlilik denetimi olmayan bir bireyin çocuk yetiştirmesi de çocuk ve toplum açısından riskler barındırır – ve toplum bunu tartışmalıdır, demiş.

LaFollette, o iş bende kardeşim; hemen tartışalım büyük bir zevkle. Neyime güveniyorsam.

Tabii bu tarz tartışmalı fikirleri oturup podcast bölümü yapmadan evvel insanların üstüne atıp denemek ve tepkilerini görmek de çok eğlenceli. İlk tepki genelde şu:
“Bu toplum mühendisliğine girer, devletin özel hayata müdahalesi bu kadar da ileri gidemez Adolf.”

Herhangi bir eğitim veya sınavdan geçmeden çocuk sahibi olmak doğal bir haktır ve liyakatsiz ebeveynler vardır. Çok güzel. Hak diyorsak, hadi başka bir hak örneğine bakalım: otomobilin icadı…

Peki, tarihte otomobil icat edilir edilmez mucidi trafiğe çıkabilmek için sürücü kursuna mı yazıldı? İlk sürücü belgesini kim, niye aldı?

Tabii ki evet bu arada. Başka ne yapacaktı? Derslere gitmedi doğal olarak ama çıkmış sorulara çalıştı. Kendisinden daha yetkili bir abi olmadığı için direksiyondan zaten kolayca geçti. Motor sınavında da pek zorlanmadığını tahmin ediyorum ama kanıtlayamam. Ve ehliyeti aldı.

Öyle mi oldu? Olmadı tabii. Nasıl oldu? 

“İcat ettiğim aracı kullanmak benim doğal hakkımdır ve bunun için kimseden izin almak zorunda değilim.” dedi önce modern otomobilin mucidi Karl Benz. Sene 1888’di ve ayıoğlu ayı gibi Mannheim sokaklarında arabasıyla drift attı. Sesi kökledi, bütün Mannheim sokaklarını yıldırdı kendinden pezevenk. Modern otomobili icat ettiği yetmemiş gibi araç arkası yazılarını da icat etti ve “Ya Rab, sen beni dostlarımdan koru, ben düşmanlarımın hakkından gelirim.” yazdırdı vizyonsuz herif. Utanmadı, Motorwagen ismini koyduğu bu arabasından milletin anasına bacısına laf attı.

Tabii ben böyle anlatıyorum ama… Resmî kayıtlara bakarsak olaydan biraz farklı bahsediliyor.

Karl Benz, Mannheim şehrinde icat ettiği Motorwagen isimli arabasıyla deneme sürüşleri yaparken, aracının çıkardığı gürültü ve egzoz kokusu çevre sakinlerini rahatsız etmiş, hatta meydana gelen bazı kazalar için Benz suçlanmıştır, diyor.

Bu arada Motorwagen yeni doğan bir bebekle aşırı aynı özellikleri taşıyor mu, bana mı öyle geliyor? Gürültü desen var. Çevre sakinlerini rahatsız etme desen onda. Egzozdan saldığı kokuya değinmeme gerek bile yok.

Bu durumun üzerine Mannheim Belediye Başkanı, Benz’in aracını kamu yollarında kullanmasını yasaklamış. Başkan, şehrin en cool ve popüler adamı olma sıfatını yitirince çekemedi tabii şopar. “Camlara film çekmişsin Karl.” deyip arabayı bağlatmış, normal.

Karl Benz ise yetkili makamlara başvurarak bu yasağı kaldırmak için özel bir izin belgesi talep etmiştir, deniyor. Sonuçta Baden Büyük Dükalığı makamları, Benz’e otomobilini şehir yollarında sürebilmesi için dünyanın ilk sürücü ehliyeti sayılan yazılı bir izin vermiş.

Ama aslında bu, bir ehliyetten ziyade aracın yollarda bulunmasına dair bir izin belgesi.
Asıl dünyada geniş çaplı sürücü belgesi uygulaması ilk kez Fransa, Paris’te hayata geçirilmiş.

Bu karar üzerine Paris’teki otomobil sahipleri emniyete akın etmiş. Başvuranlar direksiyon ve kural sınavına tabi tutulmuş, başarılı olanlara belgeleri verilmiş. Böylece sürücü belgesi kavramı ilk kez pratikte uygulanmaya başlamış.

Ama tarihte sürücü belgesi gibi kavramlar ilk ortaya atıldığında herkes ertesi gün kuyruğa girmemiş tabii. Birçokları için alışılmadık, gülünç ve gereksiz görünüyormuş. Tıpkı bizim bugün ebeveyn ehliyeti fikrinde olduğu gibi.

Mesela Amerika Birleşik Devletleri’nde ilk Amerikan ehliyeti 1899’da New York eyaletinde verilmiş olmasına rağmen, ABD’nin bütün eyaletlerinde ehliyet alma zorunluluğu ancak 1950’lerin ortasına gelindiğinde yürürlüğe girmiş. New York’ta alkollüyken çevirmeye denk gelmemek için eve alt eyaletten gitmek 1950’lere kadar mümkünmüş yani – nefis.

Ayrıca bireysel özgürlük anlayışı yüzünden birçok Amerikalı, ehliyeti devlet müdahalesi gibi görüp direnmiş. Ama şehirler büyüyüp araç sayısı patlayınca kazalar artmış. Buraya bir kondom reklamı alsak ne giderdi yalnız.

Analojiye, tarihsel bilgiye doyduk. İyi hoş da, kimin ebeveyn olmaya layık olduğunu kim, nasıl belirleyecek? Peki, hadi diyelim ebeveyn ehliyeti gerçekten yürürlüğe girdi. Ebeveynlik için standart doğrular mı var ki dersini sınavını oluşturasın?

Paris Valisi ilk resmî sürücü belgelerini çıkardığında ismi “Certificat de capacité” imiş. Yani dümdüz anlamıyla kapasite, yeterlilik belgesi. Ebeveyn olmaya niyetlendiyseniz kapasitenizi belge ile kanıtlayacaksınız. Bir kapasitesiz adamın daha üremesini kaldıracak sinir kalmadı bizde kardeşim, yıprandık. Gerekirse Müge Anlı işinden olsun, umurumuzda değil.

En azından ortalama bir duygusal zekâya, iletişim becerisine, mental sağlığa, yeterli boş vakte, çocuk yetiştirmeye dair temel teori ve pratik bilgilere sahip olduğunuzu kanıtlamanız gerekecek. Psikologlardan oluşan bir heyete görev verdik. Eğitim ve sınavı hazırlıyorlar. En az 1 yıl kendi kişisel terapinizi almanız da şart.

Araştırmalara göre, kendi travmalarıyla yüzleşmiş ve terapi görmüş ebeveynlerin çocukları, hayatları boyunca depresyon ve anksiyete gibi duygusal sorunları %40 daha az yaşıyormuş.

Terapi görmüş ebeveyn mi? 3 taşaklı unicorndur o. Doğada henüz böyle bir yaratık keşfedilmedi diye biliyorum. Araştırmanızı öneririm.

Tamam peki, terapi kısmını da geçtik; sonraki adıma ulaştığınızı varsayalım.

Öncelikle süreç, ilgili kurumdan alacağınız çocuk bakım simülasyonu ile başlıyor. 

T.C. kimlik numaranıza atanmış bir sanal bebek, Tamagotchi – karakteriniz köpek olarak atandı bile. Yedirip uyutmanız, oyun oynatmanız gerekiyor. İlgilenmezseniz kısa sürede hastalanır ve ölür. Reset deliğinde bakanlığın bandrolü var; karakter ölürse yeniden başlatamazsınız, bandrolü sökerseniz de başvurunuz iptal edilir. Üç hafta sonunda belgelerinizle beraber sağlıklı sanal bebeğinizi getirmeniz zorunlu. Sanal bebek baba adaylarına mecburi, annelere opsiyonel.

Bu etapta ebeveyn adaylarının %60’ı ilgisizlik ve beceriksizlikten zaten elenecek. Kolay görünse de sağlam testtir. Bilen bilir: sanal bebeklere hevesle başlanır ama aynı karaktere bir günden fazla bakmak insanı çabuk sıkar. Bu arada karakterin köpek olarak seçilmesi de rastlantı değil.

Artık köpek sahiplenmek, çocuk sahibi olmaktan daha çok denetime tabi gibi görünüyor. “Aa bu iyimiş, ağzından köpük gelmediğine göre kuduz değil sanırım bunu alıyoruz” dönemi bitmiş. Adayların uygunluğu küçük bir mülakatla değerlendiriliyor. Ev fotoğrafları, evin köpeğe uygunluğu, iş durumunuz, ayırabileceğiniz vakit ve günlük hayatınız soruluyor. Schengen vizesinden hallice. Ebeveyn ruhsatına güzel ilham veriyor.

O değil de, zamanında aynı kriterler babama benim için uygulansaydı… Bırak beni, köpek bile sahiplenebilir miydi emin değilim. “Ne kadar zaman ayırabilirsiniz?” sorusuna vereceği cevabı duymak isterdim.

Ama bazı türlerin de böyle bir şikâyet lüksleri yok tabii. Mesela somon balıkları…

“Somonlar biz ne alaka aq?”
Ben de iyice Bir Demet Tiyatro’daki Eyvah Necdet gibi bir şey oldum. Liseliler bilmez. Sen hiç somonları düşündün mü, Züleyha?

Somonlar nehirde doğar, denizde büyür ve yıllar sonra doğdukları yere geri döner. Manyetik alanı, koku hafızalarını takip eder; boz ayıları, akıntıları aşarak mutlaka o eski nehri bulurlar.

Aynı nehirde neden ısrar ettiklerini pek anlamadım gerçi ama neyse

Dişi yumurtalarını bırakır, erkek üstüne spermini bırakır ve görev tamam. Yalnız… somon pornosu da hiç çekilmezmiş. Katlanılmazmış anlamında.

En epik kısmına geldik: Somonlar üredikten sonra ölür. Fedakârlığın sembolü diye anlatılırlar ama bana daha çok sorumluluktan ve özel okul masrafından kaçış gibi geldi.

Yine de bunca fedakârlığa rağmen yeni nesil somon hâlâ “babam çocukken benimle yeterince kaliteli vakit geçirmedi” diye ağlamıyorsa ben de bir şey bilmiyorum. Git duşta ağla kardeşim; gözyaşın belli olmasın. Kıps.  

Bu arada 5 dakika somon üremesi de anlatamayacaksak hiç yapmayalım, bu podcasti kapatıp gidelim. Zaten yapmıyorsun ki.

Neyse, nerde kalmıştık… Ebeveyn Ruhsatı diyordum.
Kalem kâğıt alın; ruhsat için gerekli belgeleri veriyorum. Abim, vaktim yok, kaçıcam.

Öncelikle niyet mektubu.
Bir örneği şu şekilde. Yaz:

Aile Bakanlığının Üremeden Sorumlu Müdürlüğüne

Sayın Yetkili,
Ben Berdan Kalıtsal, Serbest Muhasebeci olarak çalışıyorum. 2032 İlkbahar dönemi için kısmetse çocuk sahibi olmayı planlamaktayım. Kısmetseyi ne olur ne olmaz yazın; 2032’de olsa hâlâ muhafazakâr bir parti hükümette olacaktır kesin. Olaaacaaak, Olaaacaaak–

Bu arzumun temel amacı, eşimle paylaştığımız aşk ve huzuru onurlandırırken sağlıklı, mutlu ve topluma faydalı bir birey yetiştirmektir.
Ebeveynlik sürecimde gerekli tüm sorumlulukları üstlenmeye hazırım. Konaklama için [evinizin özellikleri], eğitim için [planlarınız] ve bakım için gerekli kaynaklarım mevcuttur. Çocuğun ihtiyaçlarını karşılayabilecek maddi ve manevi imkânlara sahip olduğumu belgelerim göstermektedir. Ebeveyn Ehliyetim, sağlıklı ve mutlu sanal bebeğim, 1 yıllık kişisel terapi faturalarım ektedir.

Ülkemle olan bağlarım, aile değerlerim ve kişisel sorumluluk anlayışım sebebiyle ebeveynlik görevini ciddiyetle sürdüreceğim. Çocuğun gelişimi için güvenli, sevgi dolu ve destekleyici bir ortam sunacağımı taahhüt ederim.

Ebeveyn Ruhsatı başvurumun olumlu değerlendirilmesini saygılarımla arz ederim.

Berdan Üreyik
İmza

Niyet mektubunuzda sakın “bizimkiler torun bekliyor, evde bir ses olsun, biz yaşlanınca kim bakacak, ee sıra çocuğa geldi” gibi zırvalar yazmayın; başvurunuzun orta yerine reddi yersiniz.

“Diğer belgeleri zaten Schengen tayfa iyi biliyor: Yıllık banka hesap dökümleri,  evladınıza yuva olacak konaklamaya dair belgeler… Ev kiraysa kira sözleşmesi, ev sizinse tapu. Ev yoksa arkadaştan rica edin sizin üstünüze gibi göstersin.

 Bankada para mümkün olduğunca çok olsun ama öyle bam diye başvuru öncesi yüklü para atmayın; zamana yayın. ruhsat memuru ‘bunların düzenli parası var’ desin.
Ruh hastası olmadığınıza dair sağlık raporu — benim tanıdık bir hoca var, o kolay.Alırız. Sabıka kaydı da eklenince… Amaaan, öf, ben anlatırken sıkıldım be. Bir de size burada ruhsat almaya çalışıyorum.”

Keşke baban seni yapacağım diye uğraşacağına köpek sahipleneymiş noktasına geldik. Doğum kontrol hapı gibi bölüm oldu di mi, mitoz bölününde rahatlayalım be, iş kontrolden çıktı ki. 

İşin aslı ruhsat ya da belge değil; kendi kontrol arzum. Dış koşulları ne kadar kontrol etmeye çalışırsam, ne kadar çok “idealize” edersem aslında kendi öfkemi ve hayal kırıklığımı daha çok derinleştirdiğimi fark ettim. 

Aslında bütün bu bölüm, çocuksu bir hayale veda ederken yasını beraber biraz daha eğlenerek hafifletelim diye uydurduğum bir oyundan başka bir şey değil.
Bazen çocukluğumuzda alamadığımızı düşündüğümüz şeylerin peşini yetişkinliğimizde de bırakmakta zorlanıyoruz sanırım. Çünkü dış dünyayı idealize edip kontrol etmeye çalışmak, aslında çocuklukta ebeveynlerinden göremediğini görme çabasının devamı gibi.

Kaç yaşına gelirsek gelelim, içimizde hâlâ “bir gün değişirler” diye bekleyen bir parça var.
Annem bir gün anlayacak, babam beni görecek ve merak edecek… Ama çoğu zaman o gün gelmiyor. Bowlby’nin de dediği gibi, çocuk bağlanma figürünü güvenli görmek ister. Eğer tutarsızsa, gerçeğe değil umuda tutunur.

Bir keresinde annem, anneannem öldüğünde yaşadığı şoku anlatmıştı. Şaşırdığı şey ölümü değil; annesinin ona, yani kendi kızına, bir kez bile “seni seviyorum” demeden gitmesiydi. Annem o gün 47 yaşında, iki çocuk sahibi bir yetişkindi ama kalbinde hâlâ o çocuksu umut vardı: Bir gün gelecek, annem bana beni sevdiğini söyleyecek… Bu şekilde bitmiş olamaz.

Gerçek şu- Bazı anne babalar o hayale hiç ulaşamayacak.
Kendimizi korumak için “Annem elinden geleni yaptı” ya da “Babam kötü biri değildi, onların da çocukluğu zordu” gibi cümlelere sığınıyoruz. Çünkü bu, öfkenin, nankör evlat olma korkusunun ve yalnızlık endişesinin ağırlığını biraz olsun hafifletiyor.

Onları tamamen yetersiz görmek yerine iyi niyetlerine tutunmak acıyı taşınabilir kılıyor; ama aynı zamanda bizi gerçek yasla yüzleşmekten uzaklaştırıyor. İşte ayrışma tam burada başlıyor: Onların hiç veremeyeceği sevgilere, kuramayacakları ilişkilere içten içe veda etmek.

Bu yas suçluluğu azaltıyor, gerçekle bağı güçlendiriyor ve sonunda diyebiliyorsun: “Annem, babam olmasını istediğim ebeveyn olamayacak. Ben artık bunu kabul ediyorum. Bu eksiklikle yaşamayı öğreniyorum ve onun esiri olmadan kendi yolumu yürüyorum.”

Olanı olduğu gibi görmek ve kabul etmek… Vipassana.
Bana kalırsa nankör duygu diye bir şey yok; çünkü duygular bastırıldığında değil, tanındığında iyileşiyoruz.

Denizde çatışmayı önleme kuralı der ki: Kuvvetle yürüyen iki tekne karşılaşınca, biri rotasını kırmak zorundadır.
Artık onların rotalarını olduğu gibi kabul edip, dümenimi çeviriyorum.

Okyanusun tüm bilinmezliklerine… fırtınalara ve şahane gün batımlarına doğru.
Gerçeğe olduğu gibi bakabilme cesareti gösteren ve kalbinin dikine dümen tutan herkese,
bu bölümü benimle paylaştıkları için teşekkür ederim.

Pruvanız neta, rüzgârınız kolayına olsun!